Translate

26 Mart 2013 Salı

ABD VE GLOBAL TREND 2015 RAPORU



ABD´nin, ´Korkulu´ Dört Rüyası!...

Washington 'ın, 'Büyük Ortadoğu Projesi' nin arkasında, 'Global Trend 2015' (2000) raporu yok mudur? Hem de, ne rapor!..

Elbette hatırlayacaksınız! Bu çalışma, 'XXI. yy ABD Güvenlik Stratejisi'ne (1997) 'takviye' olarak, yeni Başkan Bush Jr. için hazırlanmıştı; nedeni belli, 2015 yılındaki 'muhtemel' bir savaş, bilgisayar ortamında gerçekleştirilmiş; neticede, Çin Halk Cumhuriyeti 'nin, ABD 'yi yenebileceği anlaşılmıştı! 

Ya da bu, kullanışlı bir 'bahane 'dir; zira rapor dikkatle incelenirse, 'Dünya Egemenliği' iddiasına rağmen, Washington 'ın son derece ciddi ve kapsamlı; 'istikbal endişeleri' içinde yaşadığı meydana çıkıyor.

'Global Trend 2015' raporunda, bu gelecek kaygıları, şu dört ana nokta etrafında özetleniyordu.

AB ve Avrasya seçenekleri...

*''a/... ABD ile AB'nin egemenliğini dengelemek için, Çin, Rusya ve Hindistan, jeo/stratejik bir 'ortaklığa' gidebilirler; bununla da yetinmeyip, Avrasya'da, yeni bir 'Avrasya Para Fonu', ya da 'Avrasya Ticaret Örgütü' kurabilirler ki, bunu başarırlarsa sonuçta, IMF'nin ve Dünya Bankası'nın -dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri'nin- yeryüzündeki ekonomik liderliği yıkılabilir...''

Bilindiği gibi, bu 'tahmin 'in etkileyici bir 'gerçeğe' dönüşmesi için, sadece dört yıl yetmiştir: 

Son olarak, Moskova 'da geçen günlerde, yirmi iki ülkenin katılımıyla toplanan 'Avrasya Konferansı' ve sonuçları, 'tahmin' in en azından ilk kısmının 'somutlaştığını' herkese kanıtladı. 
Ekonomik örgütlenmenin geliştirildiği de, gözlemleniyor; belki Washington 'ın acelesi, bundan!

*''b/... ayrıca, hem ekonomik çıkarlarının farklılığı; hem de 'güvenlik', -yâni 'savunma'daki 'liderliği' elde bulundurmak arzusu-; Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasındaki 'ortaklığın' çökmesi ihtimalini gündeme getirmektedir...''

... ABD 'li ünlü strateji uzmanı Brzezinskiy, 'Beyaz Hıristiyan ve Batı'lı Emperyalizm 'in 'yekpare olması ve yekpare kalması' zorunluluğunu söyler durur; halbuki, Sovyetler Birliği' nin dağılışından bu yana, en çok da Almanya ve Fransa 'nın, hem 'Avrupa NATO' su girişimlerinde, hem de Avrasya Platformu 'yla -pek de saklamadıkları- flörtlerinde, kapitalist diyalektik karşıtlığının 'işlediği' belli olmaktadır. 

Hele önceki iki büyük 'Dünya Savaşı' nın emperyalist Batılı devletler arasında çıktığı hatırlanırsa, 'ihtimal 'in gerçekleşme olasılığı, epeyce yükselebilir...

...Nerede o siyaset adamları?

* ''c/... başlamış olan, 'Küreselleşme' ve 'Özelleştirme' karşıtı, uluslararası toplumsal ulussallık tepkisi, gerek ÇUŞ'lar (Çokuluslu Şirketler) için, gerekse 'Batı yandaşı' yöresel yönetimler için, ciddi bir tehdit sayılmalıdır. Hele Uluslararası Terorizm Odakları, kendi aralarında ortak bir şebekeyi örgütleyerek kitle imha silahlarına kavuşabilirlerse, durum çok daha vahâmet kazanacaktır...''

...Uluslararası toplumsal ulusallık tepkisi, 'temel çelişki' den; yâni Emperyalizm 'le, yeryüzü Mazlumları 'nın çatışmasından doğacak izlenimini veriyorsa da; 'Global Trend 2015 'teki bu 'ihtimal 'in; ABD 'ye, adeta Üçüncü Dünya 'ya -sözün gelişi Afganistan 'a ya da Irak 'a- bir 'müdahale gerekçesi' olarak tasarlanmış olduğunu, pek âlâ akla getirebilmektedir. 

Ayrıca, Batı 'nın -hele ABD 'nin- asla yargılamadığı, hatta davranışına toz kondurmadığı İsrail Terorizmi 'nin de, bu değirmene hayli su taşıdığı iddia edilebilir.

* ''d/...  Amerika Birleşik Devletleri'nin yeryüzündeki 'tayin edici' egemenliği devam edecektir; öbür ekonomileri, sürekli etkileyecektir, ama; ticaret açıklığının büyüklüğü, yurtiçi tasarruflarının düşüklüğü nedeniyle, gerçekte Washington bayağı zor durumdadır; bu sebepten, eğer herhangi bir güven kaybına uğrarsa, ağır bir düşüş, bir bunalım yaşayabilir; bu da başka ülkeleri, ekonomik düzeyde olduğu kadar, siyasal düzeyde de etkileyecektir...''

... Başkan Bush Jr. ve 'takımını' -biraz da ite kaka- 'Beyaz Saray' a taşımış olanların; 'Soğuk Savaş' gerginliğinin sona ermesiyle, belirgin bir sıkıntıya düşmüş ABD Ekonomisi 'nin 'babaları' olduğu, malûm! Özellikle Savunma Endüstrisi bunalıma girmiş bulunuyordu, bu yüzden de Clinton 'ın gitmesi için, elinden ne gelirse yaptı; 

Oysa Başkan Bush Jr. , uluslararası yalan dolana dayalı Ortadoğu Serüveni 'ne başlayalı, hepsinin yüzü gülüyor; ne var ki gelişmelerin, önünde sonunda, 'Sistem' in lehine değil aleyhine gelişeceği; Avrupa 'lı uzmanlar sık sık tekrarlıyor; Amerika 'lı uzmanlardan da, buna katılan az değil. 

Amma da atıyor muyum? 

Yok canım, galiba siz Irak 'taki 'bataklığın' farkında değilsiniz!..

Türkiye'nin hesaba katması gereken ihtimal, Washington'ın içine düştüğü bu 'çıkmaz'da, ödünler vererek, ABD'ye nasıl yardımcı olacağı değil; tam tersine, Türkiye'nin ulusal Ortadoğu siyasetinde, bu 'zaaf'tan nasıl yararlanacağı olmalıdır.

İyi de, nerede o yönetim? Nerede o siyaset adamları?


Atilla İLHAN - bütün yazıları için tıklayın
Cumhuriyet, 02.04.2004













****









21 Mart 2013 Perşembe

AŞIK VEYSEL - İNSANLIK DAVASI



Senlik Benlik Nedir Bırak

Allah birdir Peygamber Hak 
Rabbül âlemindir mutlak 
Senlik benlik nedir bırak 
Söyleyim geldi sırası 

Kürt’ü Türk’ü ne Çerkez’i 
Hep Ademin oğlu kızı 
Beraberce şehit gazi 
Yanlış var mı ve neresi 

Kuran’a bak İncil’e bak 
Dört kitabın dördü de hak 
Hakir görüp ırk ayırmak 
Hakikatte yüz karası 

Binbir ismin birinden tut 
Senlik benlik nedir sil at 
Tuttuğun yola doğru git 
Yoldan çıkıp olma asi 

Yezit nedir, ne kızılbaş 
Değil miyiz hep bir kardaş 
Bizi yakar bizim ataş 
Söndürmektir tek çaresi 

Kişi ne çeker dilinden 
Hem belinden, hem elinden 
Hayır ve şer emelinden 
Hakikat bunun burası 

Şu âlemi yaratan bir 
Odur külli şeye kâdir 
Alevi Sünnilik nedir 
Menfaattir varvarası 

Cümle canlı hep topraktan 
Var olmuştur emir Haktan 
Rahmet dile sen Allah’tan 
Tükenmez rahmet deryası 

Veysel sapma sağa sola 
Sen Allah’tan birlik dile 
İkilikten gelir bela 
Dava insanlık davası… 

Aşık Veysel Şatıroğlu  (1894 -21 Mart 1973)


...

TÜRK KÜLTÜRÜNDE RENKLER




Binlerce yıllık Türk tarihi boyunca Türk Kültür yapısında renkler, belirli manalar kazanmışlardır. Hattâ renklerin milletimizin hayatında büyük bir zenginlik içinde olduğunu söyleyebiliriz. Renklerin yalnız bir manası olmayıp, bazan ifade yerlerine göre birçok farklı anlamlar içerisinde olduğu da bilinir. 

Her milletin içtimaî yapısında renklerin bir değeri vardır. Fakat bizim burada yapacağımız değerlendirmeler, yalnızca Türk kültür hayatı içinde olanlarıdır. Diğer kültürlerdeki değişik anlamların bizim kültürümüzdekiyle alâkalı olmadığını bir defa daha zikrettikten sonra, bu renkleri sırasıyla izah edelim.


Türk tarihinin muhtelif devrelerinde renklerin yönleri ifade etmek için kullanıldığını biliyoruz. 


Dört yönün her birisi ayrı renk ile şekillenmiştir. Bunlardan kara=kuzey, kızıl=güney, gök=doğu, ak=batı olarak kullanılır.


Bin yıl önce Anadolu’yu fetheden Türkler, Türkiye’nin kuzeyindeki denizi Kara-Deniz, batasındakini Ak-Deniz, güneyindekini Kızıl-Deniz şeklinde isimlendirmiş, fakat doğuda bu isimle adlandırılacak deniz bulunmadığı için büyükçe bir gölün adını da Gökçe-Göl olarak tanımlamışlardır.







Bundan başka Orkun kitabelerinde devlet adı Türk Kağanlığı şeklinde geçmekte iken, bir yerde Kök Türk ibaresine rastlanır. Bu ise devletin doğu kanadını belirtmek için kullanılmıştır. Yine bilindiği üzere, Hun Devleti’nin batıdaki bölümünün adı Ak-Hun biçiminde ifade edilmekteydi. Avrupa’ya giren Hunlar da, Kuzey Hunlarının devamı olmaları hasebiyle Macar kaynaklarında Kara-Hunlar olarak bilinirler. Osmanlı tarihinde Bogdan’ın kuzeyi ifade edilmek istendiği zaman Kara-Bogdan şeklinde söylenmiştir.

Yine, Altun-Orda Hakanlığı’nın batı kanadı Ak-Orda, doğu kanadı ise Gök-Orda idi. Buna benzer şekilde dağ, tepe, ırmak, deniz, şehir gibi pek çok coğrafî isimleri bu renkler esas olmak üzere Türk coğrafyasında görmek mümkündür.


Bu dört renkle birlikte kullanılan bir beşinci renk vardır ki, o da “sarı” dır. Sarı renk yön değil, bu dört rengin ortasında yer alan merkezi karşılamak için kullanılmıştır. Devlet yapısı bakımından değerlendirilecek olursa, sarı renk merkez hâkimiyetini ve kudreti ifade etmektedir. Birçok sarı yanında kullanılan Türk sarısı, “altınsarısı”dır. Altın bilindiği üzere, kuvvet ve kudretin, hâkimiyet ve zenginliğin karşılığı olarak dünya var olduğu günden beri değerini korumaktadır. Yine bu anlayışa uygun olarak tarihte güçlü ve cihangir hükümdarların hepsi altın tahtla birlikte tasvir edilmektedir.


Yukarıda zikretmiş olduğumuz gök renk, yabancılar tarafından söylendiği üzere “Türk Mavisi” turkuaz şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak gök renk yanında bir diğer rengin daha eşit anlamda kullanıldığını tarihimizde görmekteyiz. Bu renk yeşildir. Yeşil renk Orkun kitabelerinde Yaşıl şeklinde geçmektedir. Kelimenin aslî biçimi olan bu ibare, Çin’deki Gök-Irmak karşılığı kullanılmıştır. Ayrıca yeşil renk pek çok coğrafî mekanlarda yukarıdaki renkler gibi aynı ölçüde kullanılmaktadır


Anadolu’muzdaki Yeşil-Irmak buna bir delildir. Yaşıl veya yeşil, gençliğin, hayatiyetin ifadesi olan bu renk, Osmanlı sancak renkleri arasında yerini bulmaktadır. Yeşil, kırmızı ve sarı, bu üç renk tarihimizde birlikte kullanılan renkler arasındadır.


Bu üç renk bir kompozisyon biçimi içinde tarihimizin derinliklerinden gelen yapıda mevcuttur. Selçuklu Devleti’nin kurulduğu sırada cihan sultanı durumunda olan Tuğrul Bey’in, Sultan Alp Arslan ve oğlu Melik Şah’ın ordusunda bu üç renkli sancaklar kullanılmıştı.


O devrin İslâm kaynaklarında verilen bilgilerde “Sultan, Türkmen ordusu ile hareket ediyorsa, bu üç renkli sancak mutlaka orduda bulunurdu” denmektedir.


Eğer halifenin arzusuna uygun bir sefer yapılacak olursa, orada halifenin alâmeti olan siyah sancağın da kullanıldığını görüyoruz. Osmanlılarda ise, bu üç renkli hilâlli sancaklar aynı zamanda harp sancaklarıdır.


Üç rengin manası sırasıyla şöyledir: Yeşil hayatiyet, kırmızı güçlülük ve sarı hâkimiyet demektir. Hattâ Mehter takımındaki sancaklar bu hâkimiyetin üç rengini de sembolize eder. bütün bunlara ilâve olarak, Osmanlı padişahının resmî sancağı, bu üç rengi birleştiren kompozisyon içinde idi.


Harp tarihi müzesinde ve Osmanlı sancak ve askerî kıyafetlerine ait kitapta bunları görmek mümkündür.


Renklerin bu manaları yanında bilhassa, kara rengi zengin bir muhteva içinde görmekteyiz. Orkun kitabelerinde kara kelimesi birçok yerde Kara-Bodun şeklinde geçmektedir. Bazı dilci ve şarkiyatçılar, kara kelimesini burada “avam halk” manasında düşünmüşlerdir.


Ancak bu değerlendirmeyi yapabilmek için zıt manada olan Ak-Bodun’u bulmak lazımdır. Ak-Bodun ibaresine asla rastlanmıyor. O zaman avam karşılığı düşünce tarzının yanlış olduğu orta çıkmaktadır. Hakiki manayı bulma zarureti vardır.


Buradaki kara güçlü ve büyük manasında kullanılmıştır. Çünkü kitabelerde Kara-Bodun itibar edilen, değer verilen bir mefhum olduğu için onun avam halk manasına gelmesi mümkün değildir. Hattızatında Türklerde sınıf farkının olmadığı bilinir. Bunun en güzel misali, Oğuz-Kağan Destanı’nda görülür.


Oğuz İli, Oğuz Kağan’ın altı oğlu ve yirmidört torununundan neşet etmiştir. Diğer Türk illerinden olan Uygur, Karluk, Kıpçak, Yağma, Çigil, Toksı gibi iller ise Oğuz-Kağan’ın amcaları, Or-Han, Kür-Han, Küz-Han’ın neslinden gelmektedirler. Destandaki bu an’ane hepsi bir atadan türeyen milletin mensuplarını eşit kılmaktadır.


Bu kısa değerlendirmeyi yaptıktan sonra, Orkun Kitabelerindeki vermiş olduğumuz mana yerine oturduğu takdirde metinler anlam bakımından daha da güçlülük kazanmış olacaktır.


Zira sınıf farkı olmayan Türk millet yapısında bir ferdin diğerine asalet iddiasında bulunamayacağı gibi, asilin de olmadığı yerde avamlık olmayacağı muhakkaktır.


Kara rengin cemiyet hayatımızda kullanılış itibarıyla bir diğer manası; kara-gün, yas, karalar bağlamak, kara bulutların çökmesi gibi kelime ve terimlerle ifade edilir. Orkun kitabelerinde olsun, Dede Korkut’ta olsun kara renk bir yas, bir ızdırap, bir acının karşılığıdır. Karanın müsbet bir manası daha vardır. Kara-Koyunluların hükümdarı Kara Mehmed Beğ ve Kara Yusuf Beğ, Ak-Koyunluların ecdadı Kara Yülük Osman Beğ, Osmanlıların atası Kara Osman Beğ adları ve lâkaplarıyla metinlerde geçmektedir.


Kara-Samsun, Kara-Maraş gibi şekillerde kullanıldığı takdirde; esas Samsun, esas Maraş’ın neşet ettiği ilk mahâl manasına alınmalıdır.


Buradaki kara ise, doğrudan doğruya yiğit, kahraman ve alp kişi manasındadır. Kara rengin dil ve edebiyatımızda başka bir manası da vardır.


Yas anlamına gelen kara rengin yanında tarihimizin bazı bölümlerinde Ak ve Gök rengin de yas manasında kullanıldığını görmekteyiz.


Bu nokta üzerinde bir araştırmaya ihtiyaç olmakla beraber, bu iki rengin kullanıldığı yerlerdeki ölüm hadislerinde şehâdet hali vardır


Öyle zannediyoruz ki, bu renkler herhangi bir ölüm için değil, zulümle veya şehadet halindeki durumlar için değerlendirilmelidir


İzahını yaptığımız renkler yanında bu renklere muadil gibi görünen kullanım tarzlarını da görmekteyiz. İlk akla gelen renklerden Yağız ve Boz kelimeleridir.


Orkun kitabelerinde yerin kara ifadesini kullanmak üzere yağız-yer denmiştir. Toprak rengidir. Ancak at rengi olarak kullanılacak olursa, siyah at manasına gelir. Yağız kelimesi, yağız yiğit, kara yiğit anlamında dilimizde tabir olarak yiğitlik işareti olarak bilinir.


Boz renk ise hem kara, hem de beyazın karışımından meydana gelen kurşunî renge yakın bir renktir. Metinlerde toprak rengi ve at rengi olarak kullanılmıştır. Ak renk karşılığı olmak üzere at rengi olarak kır kelimesi de kullanılır. Ancak kır ile birlikte ala-kır, bakla-kır, boz-kır, kırçıl, demirkır, gök-kır tabirleri at rengindeki beyazla ilgili renklerin karışımını anlatır.


Ayrıca doru, yine at rengi olarak metinlerde geçmektedir. Doru esasında kestane rengidir. Ama doru yanında, kırda olduğu gibi, yan renkler de vardır. Çünkü atlar her zaman kır, doru, yağız, al gibi renklerde olmazlar, karışık renkleri bünyelerinde barındırırlar.


Bu bakımdan yağız doru, açık doru, hurma doru şeklinde at renklerini veya donlarını bilmekteyiz. Bir diğer at rengi olarak al renk vardır. Kızıl renge yakın bir renktir veya kızıla mayil doru da denilebilir.


Bu renge ilâve olarak Kula at vardır. Kula at ise, kızıl ile bozun karışımı olarak görülür. Burada bir noktayı daha ifade etmek gerekirse, atın donu tabiri binlerce yıllık kültür tarihimizin temel ibarelerindendir. Türk kültür tarihinde renklerin zengin bir mana içinde olduğu şu kısa makalede dahi görülecek ölçüdedir.


PROF. DR. Mustafa Kafalı 

“TÜRK KÜLTÜRÜNDE RENKLER- (YÖRTÜRK DERGİSİ SAYI : 42)”







YEŞİL : DİRİLİK,TAZELİK,GENÇLİK 

SARI : MERKEZ,HÜKÜMRANLIK 

KIRMIZI : TANRI, KORUYUCU RUH, OCAK (EV), DİRLİK, BAĞIMSIZLIK, HÜRRİYET 

Türk tarihinin muhtelif devrelerinde renklerin yönleri ifade etmek için kullanıldığını biliyoruz. Dört yönün her birisi ayrı renk ile şekillenmiştir. 



Kara : Kuzey 

Kızıl (AL) : Güney 

Gök (YEŞİL) : Doğu 

Ak : Batı 


TÜRKLERDE BEYLER ZÜMRESİNİN SEMBOLÜDÜR. 

HÜKÜMRANLIK SEMBOLÜ OLARAK SANCAKLARDA “SELÇUKLULAR” DÖNEMİNDE KULLANILMIŞTIR. 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun bayrağı de yeşil-sarı-kırmızı idi. 1935”de, Altay’larda; VII-XI. asırlarda yaşamış Türk beylerinin mezarlarında yapılan kazılarda; yeşil, sarı, kırmızı ipekli elbise giydirilmiş cesetlerin bulunması, bu üç rengin Türklerde milli olduğu kadar dini değeri de haiz bulunduğunu göstermektedir. 



TARİHİ BELGE OLARAK; 
ABDÜLCELİL EL KAZVİNİ DİYOR Kİ: 

1110-1189 yıllarında yaşayan İranlı büyük alim Abdülcelil el Kazvini   yıllarında yazdığı Kitab’un Nakz adlı eserinde konu ile ilgili şöyle diyor: 



"Selçukluların melikleri ve sultanları eğer yüzbin asker toplarlarsa, siyah Sancak askerlerde bulunmazdı; yeşil, sarı ve kırmızı Sancak bulundururlardı." 



OSMANLILARDA YEŞİL - SARI - KIRMIZI RENKLER 



Osmanlı İmparatorluğu ordularında da Sancaklar, Bayraklar ve Tuğlar Yeşil - Sarı - Kırmızı renkleri taşımışlardır. 



OSMANLIDA HÜKÜMRANLIK BAYRAĞI VE DEVLET BAŞKANLIĞI FORSU OLARAK KULLANILAN” SARI, KIRMIZI, YEŞİL” BAYRAK 50 YIL SONRA TEKRAR AMA BÖLÜCÜLERİN ELİNDE "BEZ" OLMUŞTUR. 

TÜRK TARİHİ BOYUNCA SARI KIRMIZI YEŞİL RENKLER HÜKÜMRANLIK RENKLERİDİR 

HATIRLAMALI VE HATIRLATMALIYIZ... 




PROF. DR. REŞAT GENÇ 
"TÜRK İNANIŞLARI İLE MİLLİ GELENEKLERİNDE RENKLER VE SARI KIRMIZI YEŞİL" 




...






















Nevruz, Türk'ün Bayramıdır





Altaylar’dan, Viyana’ya 

Nevruz, Türk’ün bayramıdır. 
İlan ediyom cihana, 
Nevruz, Türk’ün bayramıdır. 


Türk, cefaya katlanacak, 

Muhabbetle tatlanacak, 
İlelebet kutlanacak, 
Nevruz, Türk’ün bayramıdır. 


Vurmasınlar yanlış aşı, 

Nerde Türk var, Türk gardaşı, 
Türk takviminin yılbaşı, 
Nevruz, Türk’ün bayramıdır. 


Tarihinden al haberi, 

Türk isen gel, kaçma geri, 
Ta Satık Buğra’dan beri, 
Nevruz, Türk’ün bayramıdır. 


Türk olan alsın nasibi, 

O, bu yurdun öz sahibi, 
Sinsin gibi, Cirit gibi, 
Nevruz, Türk’ün bayramıdır. 


Kem fikirler duysun hele, 

Bunu böyle herkes bile, 
Töreleşti kanun ile, 
Nevruz, Türk’ün bayramıdır. 


Körükle ateş yakalı, 

Bakırdan dağı yıkalı, 
Ergenekon’dan çıkalı, 
Nevruz, Türkün bayramıdır. 


Almaatı, Bişkek, Taşkent, 

Bakü, Yesi ve Semerkant, 
Oba oba, kasaba, kent, 
Nevruz, Türkün bayramıdır. 


Kırcaali, Gümülcine, 

Tibet, Moğolistan, Çin’e, 
Varna, Kırım, Urumçi’ne, 
Nevruz, Türkün bayramıdır. 


Bosna Hersek, usul usul, 

Şam, Şiraz, Kerkük ve Musul, 
Feymânî der ki; velhasıl, 
Nevruz, Türkün bayramıdır.


Aşık Feymani














ÇUKUROVALI AŞIK FEYMANİ
...